RSS

Kategori arşivi: YAŞANMIŞ HİKAYELER…

SUPERMAN 15 YILDA 25 KİŞİYİ KURTARDI

Sizinde entresan bulacağınızı düşündüğüm bir hikaye ile daha karşınızdayım.Sırbistan vatandaşı Renato Grbiç ülkesinde “Süperman” lakabıyla anılan restoran sahibi bir işletmeci.

51 yaşındaki işadamı balıkçılık merakı nedeniyle zaman zaman Tuna nehri üzerinde avlanmaya çıkıyor.Bu iş kullandığı küçük bir kayığı var.

Restoranı ise konum olarak Belgrad‘ın en işlek köprüsünün hemen altında.

Hikaye işte buradan sonra başlıyor.

15 yıl önce kardeşiyle tam da balığa çıkmak üzereyken bir çarpma sesi ardından su da çırpınan birini görüyor.

Hemen tekneye atlayıp yardıma gidiyorlar.Köprüden intihar etmek üzere atlayan ilk kişi böylece kurtarılmış oluyor.Bu olaydan çok etkilen Renato Grbiç o günden sonra her daim hazır bir vaziyette restoranından köprüyü gözetlemeye başlıyor.

15 yıl içinde köprüden atlamış tam 25 umutsuz insan hayatını bu şekilde kurtarıyor.Hayranları ve sevenleri tarafından kahramanlık ödülüne layık görülen Grbiç’in “Süperman” lakabı da işte buradan geliyor.
 

 

TARİHE TANIKLIK EDEN BİR BELGE, ANNE FRANK’IN GÜNLÜKLERİ

Anneliese Marie Frank,İkinci Dünya savaşının başladığı yıllarda daha 10 yaşında bir çocuktur.

Yahudi bir ailenin kızı olan Anne Frank ,bankacı baba Otto Frank, anne Edith Frank ve abla Margoth’la  birlikte Hollanda’da yaşamaktadır.

1940’da Hollanda’yı işgal eden Naziler, önce sadece Yahudilerin gittiği okullar  kurar
arabalara ve trenlere binmesini yasaklar  sonra iş kurma haklarını elinden alırlar.

Günlerden bir gün abla Margoth Nazi SS merkezine götürülüp Yahudi olduğu için işaretlenir.Bunun üzerine aile saklanmaya verir.

Otto Frank’ın  bürosunun üzerinde gizli girişi olan 5 odalı bir bölümde 2 yıl boyunca yaşarlar.Hiç dışarı çıkmayan ailenin ihtiyaçlarını sekreterleri karşılar.

Gündüzleri kısık sesle konuşan aile,ofise biri geldiğinde tamamen susarlar.Akşamları ise Londra Radyosunu dinleyerek vakit geçirler.
Anne Frank bu süre içinde kendisine doğum gününde armağan edilen anı defterine geçirdiği günleri,özgürce koşup oynamayı hayal ettiği günleri yazar.

SS polisleri 1944 ‘te saklandıkları yeri bulur.Aile toplama kampına gönderilir.Edith ve kızları Anne ile Margoth savaş sona ermeden hayatlarını kaybederler.

Kızılordu tarafından kurtarılan Baba Otto Frank savaş bitince Amsterdam’a geri döner.Sekreterleri Miep,polisler onları bulup götürdükten sonra Anne Frank’e ait günlüğü bulduğunu söyleyerek babaya teslim eder.

Otto Frank  kızının o küçük kalbinde kopan fırtınaları ölümsüzleştirmek adına günlükleri kitap olarak bastırır.Tarihe tanıklık eden bu belgeler “Anne Frank’s Diary “ olarak o kadar ilgi görür ki Türkçe dahil 60’dan fazla dile çevrilerek yayınlanır.

foto.   foto.

*Ben kitabı okumadım ancak DR Store‘lar da epey aradım ve  hala bulamadım. :/
 

GERÇEK ROBINSON CRUSOE

İskoçyalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen  Alexander  Selkirk, özgür ruhlu  ve maceraperest kişiliği ile denizlere gönül verir…


1704 yılında ilk işini bulur.

Kaptan Dampier’in korsan gemisinde çalışmaya başladığında 28 yaşındadır.


Dampier’in korsan gemisi Güney Amerika kıyılarında ilerlerken büyük bir hasar alır.

Onarım için Kaptan Dampier bir adaya yanaşmayı uygun bulsa da  Alexander Serkirk ile arasında çıkan tartışma sonucu,Selkirk’i  Mas Tierra isimli küçük bir adaya bırakıp yoluna devam eder…

Selkirk ada macerasının kısa süreceğini düşünür ancak çok geçmeden yanıldığını anlar.Önceleri sahile gelen deniz aslanlarından korkarak adanın içlerine doğru ilerler.Burada  vahşi keçilerden et ve süt ihtiyacını karşılar.

Adadaki farelerin uyurken  verdiği zarardan korunmak  için vahşi kedilerin yoğun olduğu bölgelerde yaşamayı uygun bulur. Pimento isimli ağaçlardan kendisine kulübe yapar.Ayak tabanları zaman içinde öyle kalınlaşır ki,ayakkabıları parçalandıktan sonra yenisine bir  daha ihtiyaç duymaz…

Adada tam 5 yıl kalır.

1709’da “Duke” isimli gemi tarafından kurtarılır.Memleketine geri dönse de çok geçmeden tekrar denizlere açılır.

Kraliyet Donanmasında Teğmenliğe kadar yükselen Alexander Selkirk  1721 yılında hayatını kaybeder.Kayıtlara göre ölüm sebebi Sarı Hummadır.

Selkirk’in hayat hikayesinden çok etkilenen  Daniel Defoe, yazdığı  “Robinson Crusoe”  isimli romanın ilk basımını 1719 yılında yapar.Roman tüm dünyada büyük bir ilgi görür, zaman içinde de klasikler arasında yerini alır.

1835 basımı “Robinson Crusoe”
 

>"Yaşam beklenmedik bir zamanda beklenmedik biçimde sona erebilir…"

>

İş adamı Daniel de Toit, Güney Afrika Cumhuriyeti Cape Town Ticaret Odasındaki yıllık kongre konuşmasını şöyle bitirir…

“Yaşam beklenmedik bir zamanda beklenmedik biçimde sona erebilir…”

Daniel Toit alkışlar eşliğinde kürsüden inerken ağzına küçük bir şeker atar.Boğazına takılan şeker Toit’i nefessiz bırakır ve oracıkta hayatını kaybeder…

 

>BİR ZAMANLAR EŞEKLE GEZEN BİR KÜTÜPHANECİ VARDI …

>

Kültür mirası hikayeleri bulup çıkarmak çokta kolay olmuyor.Bilinmeyen ya da daha önce fazla duyulmayan  olayları aramaktan ziyade bunun için  zamanda  gerekiyor çünkü o hikayenin nerede ve ne zaman karşınıza çıkacağı belli olmuyor…

Eşekli Kütüphaneciyi bende yeni duyuyorum ve sizlere anlatmak için sabırsızlanıyorum çünkü okumayı teşfik etmek adına neler yapılmış bilinsin istiyorum.

~~~~~~~~

1943 yılında  Ürgüp Tahsin Ağa kütüphanesine  yirmi üç yaşında Mustafa Güzelgöz isminde bir memur atanır ancak kütüphanenin durumu içler acısıdır, bakımsızdır ve  geleni gideni yoktur.


Kütüphaneyi faaliyete geçirmek isteyen Mustafa Güzelgöz, önce başka illerdeki Ürgüp’lü kişilere mektuplar yazar.Kısa sürede kütüphaneye yeni kitap bağışları gelmeye başlar.Bu arada halkı kitapla buluşturmak isteyen genç memur bürokratları zorla ikna ederek bir eşek alır.İki tane sandık yaptırıp, içine kalınlığına göre 180- 200 adet kitap  yerleştirip başlar köy köy dolaşmaya…

Kütüphaneye de “sadece Pazartesi ve Cuma günleri açığız” yazısını asar.Eşeği Yüksel’le gezmeye devam eden kütüphaneciyi çocuklar alkışlarla karşılar.Zamanla insanlar kütüphaneye gelmeye başlar, yalnız kadınların uğramaması üzer Mustafa Güzelgöz’ü onun içinde bir formül bulur.Zenith  ve Singer  firmalarına  mektup yazıp isimlerininin kütüphaneye yazılması karşılığında dikiş makinası  gönderilmesini rica eder.Toplam 10 adet dikiş makinası gelir.Salı günlerini kadınlar günü yapar ki kadınlar makinaları kullanmak için kütüphaneye gelmeye başlar.Zamanla kalabalık artar,sıra bekleyen kadınların eline okusunlar diye birer kitap verir …

Yaptığı çalışmalar dönemin Amerikan Elçisi tarafından duyulur ki destek amacıyla “Amerikan Barış Gönüllüleri”  kütüphaneye bir cip hediye eder.Elçi bizzat gelerek cipi Güzelgöz’e teslim eder…

Okuma –Yazma kurslarına destek, Halıcılık kurslarının başlatılması, Tarım Satış kooperatifinin kurulması derken “görevini ihmal ettiği ve görev tanımı  dışında davrandığı” gerekçesiyle hakkında soruşturma açılır.Bu durum karşısında çok üzülen Mustafa Güzelgöz, emekliye ayrılır…

Ardında 85 bin cilt kitap ve 12 kütüphane bırakan eşekli kütüphaneci 2005 yılında vefat eder.Ölümünden sonra Ürgüp’e heykeli dikilir…
 

>BİR DÖNEMİN EVCİL TAŞ ÇILGINLIĞI …

>

Yaşanmış ilginç bir hikaye ile  gene karşınızdayım arkadaşlar.
Yıl  1975…
Amerikalı reklamcı Gary Dahl bir gece arkadaşlarıyla evde oturmuş sohbet ederken konu evcil hayvanlara geliyor.Dahl  kedi, köpek, kuş  vb. hayvanları  beslemenin zahmetli ve masraflı bir iş olduğunu söylüyor.Ardından söz gelişi “taş” beslemenin kolaylıklarından bahsediyor.Arkadaşları bu “müthiş” fikir karşısında epey gülüyor…
Gary Dahl  sonraki haftalar çalışmalara koyulup önce evcil taş eğitimini anlatan bir kılavuz hazırlıyor. 36 sayfalık kitap iki hafta da tamamlanıyor …
Daha sonra bir yapı markete giden Dahl en pahalı taşı satın alıyor.Gri renkli ve oval  yapıda seçilen bu taşı önce karton bir kutuya koyuyor.Tıpkı kedi-köpeklerin taşındığı kafes çantalar gibi çevresine delikler açıyor,içine saman koyup  üzerine taşı yerleştiriyor.Eğitim kataloğuyla birlikte projesini satışa hazır hale getiriyor…

1975 yılının Ağustos ayında iki hediye mağazası ile anlaşıyor.Evcil taş ile ilgili Newsweek dergisinde yarım sayfalık bir yazı yayınlanınca olanlar oluyor.Satışlarda patlama yaşanıyor.Günde on bin satış rakamını gören mağazalar ,en  güzel  çakıl yarışmaları düzenliyor,taşlara nasıl daha iyi bakılacağı konusunda dergiler çıkartıyor, ölen taşları ücretsiz gömüyor…
Bu çılgınlık yaklaşık bir sene böyle devam ediyor…
Satış rakamları bir  milyonu geçiyor geçmesine de yavaş yavaş trend düşüyor.Evcil taş projesiyle   Gary Dahl  3 milyon dolarlık servet ediniyor….

 foto .kynk.
 

>KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN SİMGESİ " KELEBEKLER " …

>

25 Kasım 1960 günü Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde, bir uçurum kenarında 3 kadın cesedi bulunur.Bu cesetler Mirabal kardeşlere aittir.

Ertesi gün gazeteler bu ölümlerin bir araba kazası sonrasında olduğunu duyurur.Ama gerçek göründüğü gibi değildir.

Patria, Minerva ve Maria Teresa Mirabal, Dominik Cumhuriyeti’nde bir köyde doğmuş,ülkelerindeki siyasal özgürlük mücadelesi için kararlılıkla mücadele etmiş, defalarca hapsedilmiş, işkencelere maruz kalmış sonunda da Rafael Leonidas Trujilo Diktatörlüğü tarafından zalimce katledilmiştir.

Siyasal yaşamda kadının yerinin olmayacağı mesajını vermek ve gücün erkek tekelinde olduğunu kanıtlamak için kız kardeşler öldürülmeden önce defalarca tecavüze uğramıştır.

Kardeşlerden birinin kod adının  “kelebek” olmasından esinlenerek efsaneleşen kız kardeşler, gerek Dominik’te gerek dünyada  Las Mariposas (Kelebekler) olarak anılmaya başlar…

1981 yılında Birleşmiş Milletler tarafından 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddetin Yok  Edilmesi İçin Uluslar arası Mücadele Günü “ ilan edilir.1981’den bu yana dünyanın dört bir köşesinden kadınlar efsaneleşen bu üç kelebeğin tutuşturduğu ateşi harlıyor…

foto.

Ülkemizde konuyla ilgili durumlar malum.Psikopat eşleri yüzünden kurbanlık koyun gibi kaderini bekleyen -“kelebek olmaya aday”- o kadar çok kadın var ki, devlete sığındığı, koruma istediği halde sırf cezalar ağırlaştırılmadığı için  hergün   ölmeye devam ediyorlar…
 
 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.